20 Şubat 2008 Çarşamba

Merhaba blog hadisesi...

Bu baya baya çılgınlık haline gelmiş bir hareket artık. Sıcak yaklaşılması gereken bir olaymı peki? Bence öyle. Yani hoş bir fırsat insanların paylaşımlarını çok kolay bir şekilde dünya ile paylaşması.

Ben mi? Yoo ben almayayım. Ben sadece birkaç tane bana çok yakın insana yazdıklarımı okutmak adına bu satırları yazmakta ve bu beyhude uğraşı vermekteyim. Aslında içten içe bu durumu bir fırsat olarak görmüyorda değilim. Öyleki yaklaşık 5 senedir elimden kalemimi bırakmış haldeyim. Bir zamanlar ümit verici bir yazar olduğum söylenirdi yakın çevrem tarafından, aslında sadece yakın çevremde değil, pek yakın olmayan çevremde bahsederdi bu durumdan. Ama kader belli bir noktada farklı bir yön çizdi bana, hayatımı yaşamaya karar verdim, onun yazarak ıskalamayı değil. Böylece kesintiye uğradı, yazmak serüvenim.

Bu yolculukla ilgili bir anımı aktaracağım burada. Ortaokulda bir türkçe öğretmenim vardı. Hala adı aklımdadır, bir an bile unutmamışımdır, kendisiyle bir gün görüşmeyi çok istemişimdir lakin hiç cesaret edememişimdir. Çünkü onun beni ileride hep çok büyük bir adam olarak gördüğünü düşünürdüm. Büyük adam olmanın çok uzağında olduğum içinse kendisini olası bir hayal kırıklığına uğratmamak adına görüşmek çabasında bulunmadığımı itiraf etmeliyim.

Sevgili öğretmenim... Bu cümle başlangıcını tamamlayacak tek bir isim var zihnimde. Yüzlerce kişiden birşeyler öğrenen ve yüzlerce kişiye birşeyler öğretmiş olan ben sadece tek bir kişi için içten ve bağlılıkla kurarım bu cümleyi. N. Ahmet Özalp.

Anlatacağım hikaye kendisiyle alakalı. Bilirsiniz ortaokul zamanında Türkçe sınavlarının sonunda 30 puanlık kompozisyon sorusu olur. Ben o zamanlar bu sorlara gerçekten özenirdim. Çünkü gerçekten hocam bana bu konuda yetenekli olkduğumu hissettirmiş ve beni bu alanda motive etmeyi bir şekilde başarabilmişti. Ki beni tanıyan sizler beni birşeye motive etmenin ne kadar zor olduğunu az çok kafanızda canlandırabilirsiniz sanıyorum. Her neyse bu sorulara özenirdim, elimden gelenin en iyisini yazardım, tek bir hayalle yanıp tutuşarak. 30 tam puan alabilmek kompozisyondan. Lakin her seferinde alabildiğim not 25-27 arasında değişirdi. Bir gün sordum hocama: "Hocam, neden bana hiç 30 vermiyorsunuz?". Hocamın cevabı ise hala kulaklarımdadır: "Sana 30 verdiğim gün, yazar olmuşsun demektir Doğan..."

Bu blogda yine 27 yada 25 almak amacındayım. Zira artık ne o zamanki yeteneğim, ne de kalem hakimiyetim baki durmakta. Lakin hala yaşadığım bir umudu paylaşmak istiyorum burda sizinle. Bir gün Ahmet hocamla karşılaşmak isterim. Onu bulabilecek cesareti hala arıyorum içimde. bilmiyorum beni hatırlarmı, zira o günlerden beri bi hayli değiştim. Ama yinede bu umut beni yazmaya bağlayan tek şey.

Kimbilir. Belki bir gün bir şekilde karşılaşırım hocamla. Ve bir 25 verir bana.

Ne dersiniz güzel olmaz mı?

Doğan Balcanın dünyasına hoşgeldiniz...

İyi eğlenceler.

NOT:Orta sonraki Son türkçe sınavımda kompozisyondan 30 almıştım.

Hiç yorum yok: